Oldum olası insana dair her konu beni çekiyor, ancak artık insaoğlu çekmiyor ! Bir uzaylıymışım gibi, öykülerini dinlemeyi ve tanımaya çalışıyorum. Son bir kaç günde çok hikaye dinledim, gerçek hikayeler ve her hikayede incitenler, incinenler, duygular var.
İlki, sıradanlaşan aldatma konusunda uzmanlaşmaya çalışırken başarılı olamayanlardan, yapıyor, duygularına yenilip eşine dönüyor :) Karımı seviyorum, farklılık arıyorum. Tüm hikaye bu değil tabiki, başkasına duyulan aşkı unutabilmek adına yapılan bir evlilik, beklendiği zamanda gelmeyen bebek....geldiğinde ise problemli gebeliğin sonlandırılması...... bu sonlanma muhtemelen kadında eksiklik duygusu yarattı, içten içe kocayı suçladı ve sonunda koca kaçışı başkalarında bulmak için kolları sıvadı ! İstedğim kadar dinleyeyim, her ikisi de haklı, çocukları olursa eğer bir süre daha devam edebilecek bir evlilik .........
Diğeri ise kazanova olmaya meraklı genç bir adam ! Çok yakışıklı, o istemese bile peşinde koşanlar çok...... Oysa o mutsuz ! Sevenim yok diyor, beraber oluyorum, sonrasında istemiyorum ! Bazen onlar da beni istemiyor....... duygusuz seks ve potansiyelin cazibesi...... anlatırken o kadar naif ki, al dizine yatır masallar anlatarak uyut !
Eski dostun hikayesi ise cidden zor. Ne istediğini bilmeden yapılan erken evlilik, yıllarca çalış çabala, bir düzen kur.........boyun beraber, en az babası kadar yakışıklı bir erkek evlat yetiştir........ Ve kendini kaptır git koşuşturmaya. Günlerden bir gün gençlik sevdan karşına çıksın, çok da sevda değil aslında, bir kaç kez elele tutuşma, bakışma......... Zayıf anda gelince yaşanmamış aşk havasına kapılıyor ! İşte bu adam en dürüstlerinde, karısını karşısına alıyor ve yediği naneyi itiriaf edip, apar topar boşanıyor. Bana anlatırken "önceleri bir kaç kaçamak oldu, sadece cinsellikti, oysa bu sefer yürek yandı, karıma anlatmalıydm" diyor....... Karşı tarafta evli, ancak boşanmaya ve eşin kendisine sunduğu olanakları bırakmaya niyeti yok............devam edemem diyor......oldu bitti, bunda büyütecek bir şey yok !
Sonrasında öğreniyor ki, hatun kişinin hayatında başkaları da olmuş.........Umurunda mı bizimkinin ?Değil ! Gözlerime bakarak, çakırkeyif haliyle "aşığım" diyor .......... "Ol len dedim, acıtsa da, sev, kendin için yaşa aşkını ve o kısacık zamanın mutluluğunu"........
Çok önceleri dinlediğim bir diğeri ise yeni evlendi. O da aşk için bıraktı bir çok şeyi. Düğününde çok mutluydu umarım devam eder. Oysa çok eleştirildi, buna rağmen arkasında durdu ve bastı nikahı !
İki evliliği geride bırakan ise travmatik bir durumda ! Evlilik onun için artık gereksiz. Yakışıklı, iyi kazandığı bir mesleği ve havalı bir facebook hesabı var :) sürekli download halde, gelen giden belli değil........ Akarken doldurmalı diyor ve bunu yaparken ya kendinden, ya da kadınlardan intikam alıyor, ruhu huzurlu değil, ne yaparsa yapsın ben onun çocuk suratını seviyorum. Açabildiği anlarda yüreği çok güzel !
En son hikayem de bunlardan çok farklı, anlatan yine bir erkek...........Henüz 12 yaşında iken, babasının onu koyun sürüsüyle dağda bırakmasını, her gün peynir ekmek yemekten sıkılıp, bir koyunu nasıl kesip, cağ kebabı yapıp yediğini anlattı ! Çok güldüm. Söz döndü dolaştı babasına geldi, en küçükleri buymuş, o sert, çiftçi baba, her ne kadar 2 ay boyunca dağda çobanlık yapması için onu yalnız bıraktıysa da, üstüne titrermiş, ne istese alırmış. Aldıklarını da "al oğlum" diyerek vermek yerine, ya bir yerlere saklar, ya da annesine verdirtirmiş, Eski terbiye işte, çocuğu şımartmayacak. İkimiz de babalarımızı yad ettik, iyi geceler diyerek ayrıldık .
14 Ekim 2015 Çarşamba
4 Ekim 2015 Pazar
Yeşil
Her şey alt üst, özel hayat, tüzel hayat bombok, bir yandan hastalık, bir yandan saçma sapan bir mahkeme, nereye baksam düzeleceği yok gibi. Canım burnumda, umut hep var da, bu aralar bana uzak. Benim de buralardan uzaklaşmam lazım, iki hafta sonra gidilecek seyahati öne alalım diye dil döküyorum arkadaşıma, "ne bu acele" diyor, bekle........beklemeye tahammülüm yok, gitmem lazım ve ikna ediyorum, hatta pazarı bile beklemeden Cuma akşamına alıyorum biletlerimizi.
Otobüsü beklerken hiç ummadığım birinden gelen bir mesaja gülümsüyorum. Bir kızı olmuş ve benim ismimi koymuş, salak diyorum içimden, demek en çok sevdiğin kadın benmişim, siktir ol git...... buna sevinmeli miyim yani.........oysa yıllar sonra gelen bu itirafı duymak bir zamanlar ne kadar da önemliydi......demir tavında dövülmedikten sonra ne faydası var !
Yola çıkıyoruz ve birazdan yeşil ışıkları yanıp sönen bir araç geçiyor, sadece yeşili gözümü alıyor, bilmiyorum ne taşıyor, neden yeşil yeşil parlıyor...........
O çok sevdiğim Bodrum bu sefer tuhaf, havası ağır, sıcak.......suç onda değil, ruhum darlanıyor, ota boka ağlıyorum, akşamları balkonda oturup gökyüzünü izlemek bile mutlu etmiyor......... ne kadar gözyaşı biriktirmişim, durmak bilmiyor............içim yerini dar bulduğunda nerede olduğumun faydası yok..........buradan da gitmem lazım, eve gitmeliyim !
Arkdaşım da bir anlam veremiyor bu ağlamalara, sıkıntıma........... yüzmek iyi geliyor ve aklımda deli bir fikir.......... bir gün intihar etmeye karar verirsem en güzeli deniz olmalı diyorum, açılacaksın, yüzebildiğin kadar yüz........ gücün tükenince bırak kendini ve o sonsuz mavilik seni içine alıp yok etsin...... bu düşünce kafamdayken açılmaya bile korkar oldum !
Dört gün zor dayanabildim ve geri dönüyorum, dönmem lazım !
Eve geliyorum , babama uğrasam iyi olur, onı kırdım, üzdüm gidip görmeliyim. Tamam da, şimdi annem bir şey der, dayanamaz cevap veririm ve dalaşırız, hem ben de kötüyüm, tahammülsüzüm, biraz zaman geçsin................
Keşke geçmeseymiş ! Keşke ertelemeseymişim........... babam 3 gün sonra ölüyor !
Babamın arabasında, iki kardeşim ve oğlum.......önümüzde yeşli ışıklarıyla giden cenaze aracı ! Sessizlik............içten içe ağlayan bizler.........bitmeyen bir yol, o yolda beraber gidilen mutlu günlerin anıları, çocukluğumdan beri yüzlerce kez gittiğim o yola bu şekilde gideceğimiz hiç aklımıza gelmezdi...........
Aradan 2 yıl geçti...........kolum kanadım kırıldı sanki, baba ocağı denilen şey ne önemliymiş meğer, babam gidince sanki ocaksız, yurtsuz kalakaldım........... dünya dönmeye, gec gündüze kavuşmaya devam edecek............. ben bu dünyadan nasıl göçeceğim acaba, çok acı çekmesem bari !
Otobüsü beklerken hiç ummadığım birinden gelen bir mesaja gülümsüyorum. Bir kızı olmuş ve benim ismimi koymuş, salak diyorum içimden, demek en çok sevdiğin kadın benmişim, siktir ol git...... buna sevinmeli miyim yani.........oysa yıllar sonra gelen bu itirafı duymak bir zamanlar ne kadar da önemliydi......demir tavında dövülmedikten sonra ne faydası var !
Yola çıkıyoruz ve birazdan yeşil ışıkları yanıp sönen bir araç geçiyor, sadece yeşili gözümü alıyor, bilmiyorum ne taşıyor, neden yeşil yeşil parlıyor...........
O çok sevdiğim Bodrum bu sefer tuhaf, havası ağır, sıcak.......suç onda değil, ruhum darlanıyor, ota boka ağlıyorum, akşamları balkonda oturup gökyüzünü izlemek bile mutlu etmiyor......... ne kadar gözyaşı biriktirmişim, durmak bilmiyor............içim yerini dar bulduğunda nerede olduğumun faydası yok..........buradan da gitmem lazım, eve gitmeliyim !
Arkdaşım da bir anlam veremiyor bu ağlamalara, sıkıntıma........... yüzmek iyi geliyor ve aklımda deli bir fikir.......... bir gün intihar etmeye karar verirsem en güzeli deniz olmalı diyorum, açılacaksın, yüzebildiğin kadar yüz........ gücün tükenince bırak kendini ve o sonsuz mavilik seni içine alıp yok etsin...... bu düşünce kafamdayken açılmaya bile korkar oldum !
Dört gün zor dayanabildim ve geri dönüyorum, dönmem lazım !
Eve geliyorum , babama uğrasam iyi olur, onı kırdım, üzdüm gidip görmeliyim. Tamam da, şimdi annem bir şey der, dayanamaz cevap veririm ve dalaşırız, hem ben de kötüyüm, tahammülsüzüm, biraz zaman geçsin................
Keşke geçmeseymiş ! Keşke ertelemeseymişim........... babam 3 gün sonra ölüyor !
Babamın arabasında, iki kardeşim ve oğlum.......önümüzde yeşli ışıklarıyla giden cenaze aracı ! Sessizlik............içten içe ağlayan bizler.........bitmeyen bir yol, o yolda beraber gidilen mutlu günlerin anıları, çocukluğumdan beri yüzlerce kez gittiğim o yola bu şekilde gideceğimiz hiç aklımıza gelmezdi...........
Aradan 2 yıl geçti...........kolum kanadım kırıldı sanki, baba ocağı denilen şey ne önemliymiş meğer, babam gidince sanki ocaksız, yurtsuz kalakaldım........... dünya dönmeye, gec gündüze kavuşmaya devam edecek............. ben bu dünyadan nasıl göçeceğim acaba, çok acı çekmesem bari !
29 Eylül 2015 Salı
Önyargı
Kurduğumuz, yaptığımız duvarları, şehirleri, kuleleri yıkabilirken, beynimizdeki önyargıları yıkmakta ne kadar zorlanıyoruz. Bir çok kez örneklerini yaşamama rağmen an geliyor bu kalıplara takılıveriyorum. En sonuncusunda çabuk kurtardım kendimi.
Yaklaşık beş saat sürecek bir otobüs yolculuğundayım, yanımda 60'lı yaşlarda bir hanım oturuyor. Koridor mu, cam kenarı mı derken sonunda anlaşıyoruz. Yarım saat sonra otobüs küçük bir kasabada terminaline girişte gişeye ücret ödüyor. Yanımdaki hanım şaşkın bir şekilde "aaaa para verdi" diyor.
İçimden "sanırım uzun süredir otobüse binmedi" diyorum. Derken yol kenarında bir tabela gözüne çarpıyor "bamya alınır ve satılır" büyükçe bir binanın duvarında asılı. Yine şaşkınlıkla, "nasıl yani " diyerek soruyor.......... Konserve fabrikası olabilir dediğimde, "bunu akıl edemedim" yanıtını alıyorum. İçimdeki ses "kaybetmediysen buldun" diyor, nasıl çekilecek bu beş saat :)
Telefonuma gelen bir mesajı okurken yeni bir soru ile karşılaşıyorum "SOS sizce ne olabilir ?"
Haydaaa.......... Save our Souls diye biliyorum dediğimde, "Save Our Ship" de olabilir diye düzeltiyor. Anlaşılan ingilizce biliyor....... kafayı sıyırmış diyor önyargı kumkuması beynim !
Telefondan google'a soruyoruz, her iki seçenek de mümkün. Biraz daha zaman geçiyor ve ressam Mehmet Güleryüz'ün telefonunu bulmak istediğini söyleyince yine telefona imdada yetişiyor, ancak sonuç yok.
- Neden ona ulaşmak istiyorsunuz ?
- Uzun zamandır görmedim, internette baktım ben de bulamadım telefonunu, Türkiye'de yardımcı olacak birisi yoktu yanımda, belki siz bulursunuz.
- Mail adresinizi verirseniz bulur ve yazarım diyorum, yorgunum ve çok da konuşmak istemiyorum.
Yeni bir soru ve anlaşılan ne kitap okuyabileceğim, ne de uyuyabileceğim :)
Ve benim yol arkadaşım başlıyor anlatmaya......Danimarka'da yaşıyormuş, sanat tarihçisi ve iyi bir koleksiyoncu. Düzenlediği sergilerin resimlerini, gecenin bir vakti uyanıp yazdığı şiirleri gösteriyor bana................Ve ben önyargılarıma yenik düşmediğim için mutluyum..........
O beş saat nasıl geçti hiç anlamadım, üstelik çok güzel şeyler öğrendim......... ve iyi bir dinleyici olduğumu da fark ettim ! Dinledikçe, ilgilendikçe anlattı ve sonunda benimle konuştuğunuz için çok teşekkür ederim dedi.......... "Türkiye'de son günlerim, iki gün sonra Danimarka'ya döneceğim ve kendi dilimi kullanmayı özledim.......burada insanlar hep TV deki programları ve politika konuşuyorlar......sanatla ilgilenen pek kimse yoktu etrafımda, sizinle tanıştığıma çok sevindim"
Ben de sevindim :)
Ve en güzeli de okuduğum kitapda bahsedilen insanlardan bir kaç tanesini gerçek yaşamda da tanıyor olmasıydı ! Edip Cansever'le, Mehmet Fuat ve daha niceleri ile ilgili gençlik anılarını dinledim.
Hep derim ya, ben şanslı kadınım :)
Yaklaşık beş saat sürecek bir otobüs yolculuğundayım, yanımda 60'lı yaşlarda bir hanım oturuyor. Koridor mu, cam kenarı mı derken sonunda anlaşıyoruz. Yarım saat sonra otobüs küçük bir kasabada terminaline girişte gişeye ücret ödüyor. Yanımdaki hanım şaşkın bir şekilde "aaaa para verdi" diyor.
İçimden "sanırım uzun süredir otobüse binmedi" diyorum. Derken yol kenarında bir tabela gözüne çarpıyor "bamya alınır ve satılır" büyükçe bir binanın duvarında asılı. Yine şaşkınlıkla, "nasıl yani " diyerek soruyor.......... Konserve fabrikası olabilir dediğimde, "bunu akıl edemedim" yanıtını alıyorum. İçimdeki ses "kaybetmediysen buldun" diyor, nasıl çekilecek bu beş saat :)
Telefonuma gelen bir mesajı okurken yeni bir soru ile karşılaşıyorum "SOS sizce ne olabilir ?"
Haydaaa.......... Save our Souls diye biliyorum dediğimde, "Save Our Ship" de olabilir diye düzeltiyor. Anlaşılan ingilizce biliyor....... kafayı sıyırmış diyor önyargı kumkuması beynim !
Telefondan google'a soruyoruz, her iki seçenek de mümkün. Biraz daha zaman geçiyor ve ressam Mehmet Güleryüz'ün telefonunu bulmak istediğini söyleyince yine telefona imdada yetişiyor, ancak sonuç yok.
- Neden ona ulaşmak istiyorsunuz ?
- Uzun zamandır görmedim, internette baktım ben de bulamadım telefonunu, Türkiye'de yardımcı olacak birisi yoktu yanımda, belki siz bulursunuz.
- Mail adresinizi verirseniz bulur ve yazarım diyorum, yorgunum ve çok da konuşmak istemiyorum.
Yeni bir soru ve anlaşılan ne kitap okuyabileceğim, ne de uyuyabileceğim :)
Ve benim yol arkadaşım başlıyor anlatmaya......Danimarka'da yaşıyormuş, sanat tarihçisi ve iyi bir koleksiyoncu. Düzenlediği sergilerin resimlerini, gecenin bir vakti uyanıp yazdığı şiirleri gösteriyor bana................Ve ben önyargılarıma yenik düşmediğim için mutluyum..........
O beş saat nasıl geçti hiç anlamadım, üstelik çok güzel şeyler öğrendim......... ve iyi bir dinleyici olduğumu da fark ettim ! Dinledikçe, ilgilendikçe anlattı ve sonunda benimle konuştuğunuz için çok teşekkür ederim dedi.......... "Türkiye'de son günlerim, iki gün sonra Danimarka'ya döneceğim ve kendi dilimi kullanmayı özledim.......burada insanlar hep TV deki programları ve politika konuşuyorlar......sanatla ilgilenen pek kimse yoktu etrafımda, sizinle tanıştığıma çok sevindim"
Ben de sevindim :)
Ve en güzeli de okuduğum kitapda bahsedilen insanlardan bir kaç tanesini gerçek yaşamda da tanıyor olmasıydı ! Edip Cansever'le, Mehmet Fuat ve daha niceleri ile ilgili gençlik anılarını dinledim.
Hep derim ya, ben şanslı kadınım :)
22 Eylül 2015 Salı
Kötü
Yüreğinde hissettiğin mekana, yüreğe, insana, güzelliğe, masumiyete, sese, neşeye, coşkusuna erişememek kötü.........
16 Eylül 2015 Çarşamba
Bilemedim kıymetini kadrini
İki yıl önce bir akşam evde yalnız oturup duruken arkadaşlardan biri aradı, "hadi gel, balkonda iki tek atıp laflayalım" cazip geldi ve üzerime bir elbise geçirip çıkıverdim. İçersem araba kullanamam diyerek dolmuş durağına yürüdüm, saat 21.00 gibi, o saatte durakta dolmuş bulmak olası değilse de şansım yaver gitti ve kuruldum ön koltuğa. Başka yolcu beklemeden hareket ettik, 30 yaşlarında bir şöför, muhtemelen doğulu. Birden "elbisen ne güzel" deyiverdi, normalde iltifatta anlamayacak kadar yabaniyimdir, yabanilik demeyelim de, ne cevap vereceğimi bilemediğimden geçiştiririm. Teşekkür ederim, dedim ve rahatsız olmadım ve diyalog beklenmedik bir şekilde devam etti.
- Evli misin ?
- Hayırdır, çiçekli elbise ile evlilik ne alaka ?
- Sordum işte öylesine
- Değilim, var mı bir tanıdığın hazır elbise de uygunken hemen bir kır düğünün yapıvereyim.
- Düğün yapılır nasıl olsa, ama evlenceneğin kişiyi iyi seç !
- Nasıl biri olsun ?
- Hasta olduğunda sana çorba yapacak biri olsun..........dedi
Sohbetin devamında ailesinin zoruyla evlendiği eşinden o gün boşandığını anlattı. Bu evlilikten aldığı dersin "zor zamanda yanında olacak kişi ile evlenmek" olduğunu da vurguladı.
Biraz önce evlilik planları yapan bir arkadaşım aradı ve bu işin yürümeyeceğini söyledi ! Nedeni de, hasta olduğunu karşı tarafın anlamaması ve onunla yeteri kadar ilgilenmemesiymiş, "adama bak, ben hastayım hastaneye götür diyorum, suratıma bön bön bakıyor"...........
Hastalıkta, sağlıkta..........iyi günde, kötü günde.............bunlar yok ise evlenmeyin , bırakın evlenmeyi, gönül bile kaptırmayın !
14 Eylül 2015 Pazartesi
yok
Sevginin bitiremediklerini nefretin ve öfkenle öyle güzel bitiriyorsun ki ! Ve sen ömür boyu mutsuzluğa mahkumsun
12 Eylül 2015 Cumartesi
Orjinal
Sonuçsuz, nereye gideceği kestirilemeyen ve konuşanların kendini ispat etmeye çalıştığı zevzek sohbetlerdense çocuklarla konuşmayı yeğliyorum. Saflar, doğallar, içlerinden geldiği gibi davranıp konuşabiliyorlar, bazıları daha o yaşlarda zeka küpü adeta.
Bugün iyi haberle bir tanıdığa gittim. Kenar mahalle desem bir türlü, varoş desem başka türlü, anlayacağınız varlıklı değil. Kendi yağında kavruluyor, yağ derken kalitesiz margarin işte..... Biraz lafladık ve çıktım. Yağmur dinmiş, güneş açmış ve çocuklar oynuyor sokakta. İçlerinden biri diğerlerinin ayakkabısına bakıp "orjinal veya orjinal" değil diyor. Suç çocukta değil, onun kafasına bu zırvalıkları sokan aile bireylerinde.
Yanlarına yaklaştım, benimkine de bak, nasılmış dedim :) ayağımdakiler spor ayakkabı olmayınca şaşırıp kaldı. Ötekiler de güldü bu işe, sonrasında yaptığının gereksizliğini, ayıp olduğunu, hem insanlar giyindikleri eşyadan mutlu ise her hangi bir marka taşımasının hiç de önemli olmadığından bahsettim, Hepsi de ayyakbılarından çok mutluydu, iş görüyordu ve benim için önemli olansa hiç birinin yırtık veya çok eski olmamasıydı. Sonrasında bu işi yapan velede baktım, işitme cihazı kullanıyordu, muhtemelen kendini eksikli hissettiği için diğerlerinin kusurunu bulmaya çalışıyordu. Ne yazık ki, bu uzun süre böyle gidecek, bir süre sonra diğer insanların başka açıklarını arayıp gözler önüne sermeye çalışacak.
Sonraları o mahalleye gidip onunla daha yakından ilgilenmeliyim, bunlar bizim çocuklarımız !
Bugün iyi haberle bir tanıdığa gittim. Kenar mahalle desem bir türlü, varoş desem başka türlü, anlayacağınız varlıklı değil. Kendi yağında kavruluyor, yağ derken kalitesiz margarin işte..... Biraz lafladık ve çıktım. Yağmur dinmiş, güneş açmış ve çocuklar oynuyor sokakta. İçlerinden biri diğerlerinin ayakkabısına bakıp "orjinal veya orjinal" değil diyor. Suç çocukta değil, onun kafasına bu zırvalıkları sokan aile bireylerinde.
Yanlarına yaklaştım, benimkine de bak, nasılmış dedim :) ayağımdakiler spor ayakkabı olmayınca şaşırıp kaldı. Ötekiler de güldü bu işe, sonrasında yaptığının gereksizliğini, ayıp olduğunu, hem insanlar giyindikleri eşyadan mutlu ise her hangi bir marka taşımasının hiç de önemli olmadığından bahsettim, Hepsi de ayyakbılarından çok mutluydu, iş görüyordu ve benim için önemli olansa hiç birinin yırtık veya çok eski olmamasıydı. Sonrasında bu işi yapan velede baktım, işitme cihazı kullanıyordu, muhtemelen kendini eksikli hissettiği için diğerlerinin kusurunu bulmaya çalışıyordu. Ne yazık ki, bu uzun süre böyle gidecek, bir süre sonra diğer insanların başka açıklarını arayıp gözler önüne sermeye çalışacak.
Sonraları o mahalleye gidip onunla daha yakından ilgilenmeliyim, bunlar bizim çocuklarımız !
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)