Çok güzel bir gün geçirdim, hatta sevincimden ağladım bile ! Böylesine mutlu olduysam ben de birilerini mutlu etmeliyimdim ve kullanmadığım bir tablet bilgisayarı tanıdık birinin çocuğuna verdim...........gözleri parladı ! Kolay mı 5. sınıfa geçmiş, üstelik teşekkür ve onur belgesi almış.
Çok bilmişim ya, karne hediyesi olmadığını; "Murat, bu öylesine bir hediye, karnenin ve derslerinin iyi olması senin sorumluluğun ve senin için önemli, senden başkasını beklemezdim, üstelik bu bilgisayarı para veren herkes alabilir, fakat teşekkür ve onur belgesi, para ile satılmıyor" dedim.
Birden bire karne çok değerli oldu gözünde :) çocukları sevindirmek güzel.
Eve dönerken başka bir güzellik yaşadım. Kırmızıda bekliyorum, yolun karşısında mendil satan bir adam, belli şarapçı :) Gülümseyiverdim adama, o da bana eliyle OK işareti yaptı ve yanıma geldi. Camı açtım, 3-5 bozukluk çıkardım, mendili verdi, parayı almadı ve "Senin sağlığın yeter" diyerek gitti :)) Duymasa da senin de diyebildim !
13 Haziran 2014 Cuma
12 Haziran 2014 Perşembe
Başbakanım
Sokaktaki insanım. Okuduklarımı, öğrendiklerimi, değerlerimi, yargılarımı bir kenara bırakıp sadece gözlemlemeye çalışıyor, bir kenara bıraktıklarımın ışığında en azından fiziksel olarak var olan beynime spor yaptırıyorum.
Bu sabahki sporum başbakanın neden bu kadar çok sevildiği üzerine; dedim ya sadece gözlem, ilim aramayın, sokaktayım.
Bizim insanımız - mış gibi yaşar, hep bir başkasının onayını bekler, el alem pusudadır, hatamıza, mutluluğumuz, sevincimize, sevdamıza diyecek sözü hep vardır. İtaat etmeyi severiz, mevcut olanlar yerine kendi getirdiğimiz ve işimize geldiği gibi dayanak noktası bulduklarımıza. İşte bu dayanak noktasını bulmak için öylesine çabalarız ki, Türk milleti zekidir gibi bir inanç geliştirmişizdir.
İyi görünmek adına öfkemizi bastırır, olur olmadık yerde hır çıkarırız, dikkat edin hır çıkarılan yerde gösterilen gücü alkışlayacak birileri mutlaka olmalıdır.
Birey olarak bastırdıklarımızı Başbakanımız çok güzel ifade ediyor. Kızdığı anda kimseye eyvallahı yok, yani aydın kesimin beklediği ve yıllardır alışageldiğimiz politik dili halka hitabet ediyor ise kullanmıyor."Kızdım, öfkeliyim, siz kim oluyorsunuz" diyor..........işte bu sokaktakinin yıllardır yapamadığı ! Sevdiği ve gönül almak istediğinde okuyor şiirini, döküyor gözünün yaşını........... oysa Türk erkeği duygusunu bastırmak zorundadır, ağlayamaz ! O ise ağlayabiliyor.............
Şiir okuyamayan halkım, şiirleri çok sever aslen ! Sosyal medyadaki paylaşımlara bakıverin...........her yerde yazarı bile belli olmayan dizeler uçuşuyor, kendi sözlerimizle ifade edemediklerimizi, başkalarında buluyoruz. Başbakan ise, makamına, mevkiine bakmadan duruma uygun şiiri hemencecik okuyuveriyor. Ah bir de eşine aşk şiiri okusa, siz görün oy patlamasını :)
En büyük hayran kitlesi kadınlar. Fizik olarak ortalama Türk erkeğinden bir tık daha iyi, uzun boylu, giydiği yakışıyor, ailesine düşkün ! Ve duygularını böylesine rahatça dile getirebildiği için biraz da maço ! Yumruğu masaya vurup, gücünü gösterebiliyor. Kadın kısmı maço adam sever :) Gücü hissetmek ister. Dizilerinde aşkın bol, evlerin saray, arabaların mercedes olduğu bir ülkenin ortalama kadınları kimi sevsin ? İki yüzlülük yapmadan düşünün, kaçımıza erkeği veya kadını beyni, düşünce şekli için sevmemiz gerekebileceği öğretildi ? Erkeğin işi ve paralısı, kadının güzel ve beceriklisi makbul oldu :)
Hal böyle olunca - mış gibi davranmaya alışkın halkım, bunu yapmayan Başbakanı tabiki sevecek, üstelik dindar ! Çünkü bu ülkede din konusunda herkesin söyleyecek bir şeyi mutlaka vardır, kimse ben bilmiyorum demez..............burada bile mış gibi yaparız !
Bu sabahki sporum başbakanın neden bu kadar çok sevildiği üzerine; dedim ya sadece gözlem, ilim aramayın, sokaktayım.
Bizim insanımız - mış gibi yaşar, hep bir başkasının onayını bekler, el alem pusudadır, hatamıza, mutluluğumuz, sevincimize, sevdamıza diyecek sözü hep vardır. İtaat etmeyi severiz, mevcut olanlar yerine kendi getirdiğimiz ve işimize geldiği gibi dayanak noktası bulduklarımıza. İşte bu dayanak noktasını bulmak için öylesine çabalarız ki, Türk milleti zekidir gibi bir inanç geliştirmişizdir.
İyi görünmek adına öfkemizi bastırır, olur olmadık yerde hır çıkarırız, dikkat edin hır çıkarılan yerde gösterilen gücü alkışlayacak birileri mutlaka olmalıdır.
Birey olarak bastırdıklarımızı Başbakanımız çok güzel ifade ediyor. Kızdığı anda kimseye eyvallahı yok, yani aydın kesimin beklediği ve yıllardır alışageldiğimiz politik dili halka hitabet ediyor ise kullanmıyor."Kızdım, öfkeliyim, siz kim oluyorsunuz" diyor..........işte bu sokaktakinin yıllardır yapamadığı ! Sevdiği ve gönül almak istediğinde okuyor şiirini, döküyor gözünün yaşını........... oysa Türk erkeği duygusunu bastırmak zorundadır, ağlayamaz ! O ise ağlayabiliyor.............
Şiir okuyamayan halkım, şiirleri çok sever aslen ! Sosyal medyadaki paylaşımlara bakıverin...........her yerde yazarı bile belli olmayan dizeler uçuşuyor, kendi sözlerimizle ifade edemediklerimizi, başkalarında buluyoruz. Başbakan ise, makamına, mevkiine bakmadan duruma uygun şiiri hemencecik okuyuveriyor. Ah bir de eşine aşk şiiri okusa, siz görün oy patlamasını :)
En büyük hayran kitlesi kadınlar. Fizik olarak ortalama Türk erkeğinden bir tık daha iyi, uzun boylu, giydiği yakışıyor, ailesine düşkün ! Ve duygularını böylesine rahatça dile getirebildiği için biraz da maço ! Yumruğu masaya vurup, gücünü gösterebiliyor. Kadın kısmı maço adam sever :) Gücü hissetmek ister. Dizilerinde aşkın bol, evlerin saray, arabaların mercedes olduğu bir ülkenin ortalama kadınları kimi sevsin ? İki yüzlülük yapmadan düşünün, kaçımıza erkeği veya kadını beyni, düşünce şekli için sevmemiz gerekebileceği öğretildi ? Erkeğin işi ve paralısı, kadının güzel ve beceriklisi makbul oldu :)
Hal böyle olunca - mış gibi davranmaya alışkın halkım, bunu yapmayan Başbakanı tabiki sevecek, üstelik dindar ! Çünkü bu ülkede din konusunda herkesin söyleyecek bir şeyi mutlaka vardır, kimse ben bilmiyorum demez..............burada bile mış gibi yaparız !
11 Haziran 2014 Çarşamba
Babam
İnsanın babası olması nasıl bir şey diye sorardı.................Çok güzel derdim !
Kendimi bildim bileli hızlı adımlarına yetişmeye çalıştığım, konuşkan gözleriyle anlattıklarını dinlediğim, hala okumaya doyamadığım güzel mektuplarımdı.
Aynı anda 2-3 kitap okur, içince keyiflenir, kızınca küfreder, çocukları sever, fazla da konuşmazdı. Mutfağa girdiğinde patlıcan salatasının en lezizi elinden çıkardı. Çocukları ve Kambertay'ı yanında ise mutluluk ışığı ela gözlerinden taşardı.
Üç yaşında babasını kaybeden biri nasıl bilebilirdi bu duyguyu ? Bilemediği babalığı bize çok güzel yaşattı. Geriye güzel anılar bıraktı, bir evlat olarak bilmeden mutlaka üzmüşümdür, bunu bile hissettirmedi ! Yıllarca ona olan tek kırgınlığımı ölmeden bir ay önce dile getirebildiğimde " Suratıma bakarak ilk defa "üzme beni" dedi. Yıllarca bastırmışlığın öfkesiyle "üzülebilirsin baba" dedim, öyle bir patlama an'ıydı ki, "bak hep sustum, artık susmak yok, biraz da sen üzül ve bunu bilmen gerekiyordu" diyebildim. Sonrasında pişman olmadım, sanki bir tür hesaplaşmaydı. Çünkü çocukluğumdan beri onun üzülmesini hiç istemedim. Kız çocukları için babaları adeta bir kahramandır. O ise benim içimin nuruydu !
Kendimi bildim bileli hızlı adımlarına yetişmeye çalıştığım, konuşkan gözleriyle anlattıklarını dinlediğim, hala okumaya doyamadığım güzel mektuplarımdı.
Aynı anda 2-3 kitap okur, içince keyiflenir, kızınca küfreder, çocukları sever, fazla da konuşmazdı. Mutfağa girdiğinde patlıcan salatasının en lezizi elinden çıkardı. Çocukları ve Kambertay'ı yanında ise mutluluk ışığı ela gözlerinden taşardı.
Ne mutlu bana ki, babamla anılarım var, hani yeni bebek doğunca "allah analı babalı büyütsün" derler ya, işte öyle büyüdüm, üstelik karısını ve çocuklarını çok seven bir babayla.
Yakında bir yıl olacak ve ben onun bakışını, sesini, kokusunu özlüyorum..................
Bana göre fakülteyi değil hayatı birincilikle bitirdi..................
Yakında bir yıl olacak ve ben onun bakışını, sesini, kokusunu özlüyorum..................
Bana göre fakülteyi değil hayatı birincilikle bitirdi..................
9 Haziran 2014 Pazartesi
Gülümse
Güneş yine göründü, gün güzel, ben güzel.............ruhumda huzur.........her gelen güne heyecanla başlamanın değerini çok yıllar öncesinde öğreten Usta'ya selam :) Sevgili Ustam, öğüdünü, öğretini unuttuğum anlar olmuyor değil.......... sana çok şey borçluyum !
Çocuk kadınsın derdin :) yaş alsam da senin nazarındaki toyluğuma ver !
Çocuk kadınsın derdin :) yaş alsam da senin nazarındaki toyluğuma ver !
6 Haziran 2014 Cuma
Racona ters
O olmaz, o bunu yapmaz, aaa nasıl oldu da başıma geldi gibi tepkileri bırakalı çok oldu. Her an, her şey olabiliyor ve hepimizde beklenmeyeni ki, bu iyi veya kötü bir eylem olabilir yapma potansiyeli mevcut. Lakin adabına uygun olmalı.
Arkadaşımı beklediğim mekanda oturacak masa bulamayan birini masama davet ettim. Birazdan kalkacağım, isterseniz oturun. Oturdu. Sıkıntılı bir hali var ve gazetedeki bir haber üzerine sohbet başladı. Kafası türbanlı, eli ekranlı, ufak tefek, gençten ve güzelce bir kadın.Hikayesine gelince:
23 yaşında, 2 yıllık evli, ilkokul mezunu, aşık olmuş ve kaçarak evlenmiş. Kocası işçi, kayın valide ile altlı üstlü oturuyorlar. Evlenince çalışmayı bırakmış. 9 aylık bir oğlu var. Buraya kadar normal, racona uymayan ise şu an yaşadıkları.........
Efendim bu kızımız, facebook'da okey oynarken bir öğretmenle tanışıyor, bir süre sonra arkadaşlık boyutu değişiyor ve aşık oluyorlar...... Derdi ise kocasından boşanıp bu beyle evlenmek, fakat beyimiz çocuğu istemiyor, babasına bırak, nasıl olsa kayın validen bakar..............
"kızım bu adamla görüşüyormusun, beraber oldunuz mu ?" Nedir seni bu denli aşık eden ?"
Bir kaç kez buluşup, yemek yemiş, çay içmişler, beraber olmadık dedi, artık ne derece doğru bilemem. sorarsan çok aşık..........
Bendeki racona ters gelen ve sinirlendiren ise şu : A be kızım hangi ara sıkıldın 2 yıllık kocadan, farz edelim cinsel hayatın kötü, adam seni mutlu etmiyor, neden çocuk yaptın. Hadi yaptın bari biraz büyüseydi velet.......... Ben de anneyim, oğlum 9 aylık iken gözüm ondan başkasını görmezdi, ne zaman yürüdü, dişi çıktı, kaç kelime söyledi.........ne yedi, ne içtiyi gözlemleyip, bunun mutluluğunu eşimle paylaşmaktan başka şeylere aklım ermezdi. O zamanlar facebook yoktu, lakin spastik oyunu okey yıllardır var, gider bir yerde oynardım.
Tamam, isteyen istediğini aldatsın da, buna kılıf uydurmayın. Ortada bir bebek varken kendinize sahip olsanız ne çıkar, daha evliliğin yıpranmamış bile. Diğer yandan aşık oldum dediğin adam öğretmen, senin gibi ilk okul mezunu biriyle ileride ne paylaşabilir ? Akıl vermek haddime değil. Birazcık yaşamışlığım var ise," Öğretmen amcam bir süre sonra okeyde daha akıllısını bulunca kaçar gider". Veya hasbam bu veledi kocaya bırakıp, öğretmenden de bir tane yapıp, okey oynarken başkasına aşık olabilir..........İnşallah namus cinayetine kurban gidip 3. sayfaya haber olmaz !!!
İlişkiler bu kadar kolay bulunup, kolay harcanmamalı.........potansiyel uğruna mevcut olana emek verebilsek............Aşk, sevgi, cinsellik öylesine ayağa düştü ki, herkes aşık !
Arkadaşımı beklediğim mekanda oturacak masa bulamayan birini masama davet ettim. Birazdan kalkacağım, isterseniz oturun. Oturdu. Sıkıntılı bir hali var ve gazetedeki bir haber üzerine sohbet başladı. Kafası türbanlı, eli ekranlı, ufak tefek, gençten ve güzelce bir kadın.Hikayesine gelince:
23 yaşında, 2 yıllık evli, ilkokul mezunu, aşık olmuş ve kaçarak evlenmiş. Kocası işçi, kayın valide ile altlı üstlü oturuyorlar. Evlenince çalışmayı bırakmış. 9 aylık bir oğlu var. Buraya kadar normal, racona uymayan ise şu an yaşadıkları.........
Efendim bu kızımız, facebook'da okey oynarken bir öğretmenle tanışıyor, bir süre sonra arkadaşlık boyutu değişiyor ve aşık oluyorlar...... Derdi ise kocasından boşanıp bu beyle evlenmek, fakat beyimiz çocuğu istemiyor, babasına bırak, nasıl olsa kayın validen bakar..............
"kızım bu adamla görüşüyormusun, beraber oldunuz mu ?" Nedir seni bu denli aşık eden ?"
Bir kaç kez buluşup, yemek yemiş, çay içmişler, beraber olmadık dedi, artık ne derece doğru bilemem. sorarsan çok aşık..........
Bendeki racona ters gelen ve sinirlendiren ise şu : A be kızım hangi ara sıkıldın 2 yıllık kocadan, farz edelim cinsel hayatın kötü, adam seni mutlu etmiyor, neden çocuk yaptın. Hadi yaptın bari biraz büyüseydi velet.......... Ben de anneyim, oğlum 9 aylık iken gözüm ondan başkasını görmezdi, ne zaman yürüdü, dişi çıktı, kaç kelime söyledi.........ne yedi, ne içtiyi gözlemleyip, bunun mutluluğunu eşimle paylaşmaktan başka şeylere aklım ermezdi. O zamanlar facebook yoktu, lakin spastik oyunu okey yıllardır var, gider bir yerde oynardım.
Tamam, isteyen istediğini aldatsın da, buna kılıf uydurmayın. Ortada bir bebek varken kendinize sahip olsanız ne çıkar, daha evliliğin yıpranmamış bile. Diğer yandan aşık oldum dediğin adam öğretmen, senin gibi ilk okul mezunu biriyle ileride ne paylaşabilir ? Akıl vermek haddime değil. Birazcık yaşamışlığım var ise," Öğretmen amcam bir süre sonra okeyde daha akıllısını bulunca kaçar gider". Veya hasbam bu veledi kocaya bırakıp, öğretmenden de bir tane yapıp, okey oynarken başkasına aşık olabilir..........İnşallah namus cinayetine kurban gidip 3. sayfaya haber olmaz !!!
İlişkiler bu kadar kolay bulunup, kolay harcanmamalı.........potansiyel uğruna mevcut olana emek verebilsek............Aşk, sevgi, cinsellik öylesine ayağa düştü ki, herkes aşık !
5 Haziran 2014 Perşembe
Küçücük bir valiz işte !
Küçük kahverengi deri bir valiz. Çok eskilerden. Annem o valize bebeklik giysilerimi koyardı. İlk çocuğu olduğum için çok özenmiş, her şeyi elleriyle hazırlamış. Zıbınlar, eldivenler, belki sadece bir kaç kez kullandığı kundaklar, önlükler...........Annem iyi dikiş diker, bebeklik giysilerimin çoğunu da kendisi dikmiş. İşte bu valiz 5-6 yaşlarımdan itibaren benim için büyülü bir şeydi. Ne zaman fırsat bulsam, açıp giysilerime bakardım. Kendine has kokusu, içinin pembe saten astarı, gizli cepleri oyalardı beni ve giysilere baktıkça büyüdüğümü görüp sevinirdim. Bazen kendimi anne olarak hayal eder ve onları bir bebeğe giydirirdim. Dağıtıyorum diye annem pek hoşlanmazdı bu durumdan.
Sonra kayboldu, muhtemelen taşınırken zarar gördü ve atıldı. Sonraları başka bir valizim daha oldu, yine kahverengi. Yatılı okurken binlerce kez eşyalarımı içine yerleştirdiğim, yol arkadaşım sert valiz. Öteki belki deri olduğundan, belki sadece bebek giysilerini sakladığından yumuşaktı. Sert olanı hala saklıyorum :) Kilidi bile bozulmadı.......
Dün gece rüyamda bebek valizimi gördüm. Bir arkadaşımın evindeki dolabın sol üst köşesindeydi ve arkadaşım onda kalan bir kaç parça eşyamı bu valize tıkmaya çalışıyordu. Sabah uyandığımda çocukluğum geldi aklıma............sonrasında tıkılmaya çalışılan eşyalarım, en iyisi isteyeyim yollasın...................bilinçaltım onları unutmamış ki, bebek valizime koyup bana verdi........İstesem ayıp olmaz sanırım.
Sonra kayboldu, muhtemelen taşınırken zarar gördü ve atıldı. Sonraları başka bir valizim daha oldu, yine kahverengi. Yatılı okurken binlerce kez eşyalarımı içine yerleştirdiğim, yol arkadaşım sert valiz. Öteki belki deri olduğundan, belki sadece bebek giysilerini sakladığından yumuşaktı. Sert olanı hala saklıyorum :) Kilidi bile bozulmadı.......
Dün gece rüyamda bebek valizimi gördüm. Bir arkadaşımın evindeki dolabın sol üst köşesindeydi ve arkadaşım onda kalan bir kaç parça eşyamı bu valize tıkmaya çalışıyordu. Sabah uyandığımda çocukluğum geldi aklıma............sonrasında tıkılmaya çalışılan eşyalarım, en iyisi isteyeyim yollasın...................bilinçaltım onları unutmamış ki, bebek valizime koyup bana verdi........İstesem ayıp olmaz sanırım.
3 Haziran 2014 Salı
Duvar
Gün ortası, kahve ve ben......işte güzel anlardan birisi, yetişmem gereken randevuyu düşünmek istemiyorum, geç kalsam, erken gitsem sonuç değişmeyecek, en iyisi kahvenin tadını çıkarmak.
Hani o kitaplara, sohbetlere konu olan "anı yaşamak". Bunu herkes kolaylıkla söylüyor, tavsiye ediyor. Neredeyse her kişisel gelişim kitabının bir yerlerinde geçiyor ve hepimiz kendi anımızı yaşamanın ne olduğu ile uğraşıyoruz, adeta moda oldu. Gerçekten öğrenilesi bir olgu mu ? Değil !
Anı yaşamayı bilmek için yaşamın bir yerlerde elinizden gideceğini bilmemiz gerekiyor, bilmek yetmiyor, yaşamak lazım. Mayam sağlam, yapıldığım malzeme sağlam değil, suya, ısıya, darbelere direnci zayıf............ve işte bu zayıflığı yaşayıp, fark ettiğinde AN'ın ne olduğunu anlayabiliyorsun.. ........ve artık her an çok değerli olabiliyor. Her zerrenle odaklanıyorsun yaşadıklarına, iliklerine kadar işliyor hissettiklerin çünkü tekrarı olmadığını öğrendin.......... Yoksa öyle anı yaşa demekle yaşanmıyor :)
Demincek o anlardan birine gittim.
Onunla defalarca evde film izlemiştik, oysa hep sinemaya gitmeyi istemiştim ve gittik. Çok öncesinde bir sohbette beni derinden etkileyen bir türküden bahsetmiştim. Filmin bir sahnesinde o türkü çaldı.........birden bire elimi öyle sıkı kavradı ki, kemikleri kırılacak sandım..........
Hem türkümü unutmamış, hem de yüreğiyle verdiği gücü elleriyle de hissettirmişti ! İşte o AN'da ne öncesi, ne sonrası..............
Hani o kitaplara, sohbetlere konu olan "anı yaşamak". Bunu herkes kolaylıkla söylüyor, tavsiye ediyor. Neredeyse her kişisel gelişim kitabının bir yerlerinde geçiyor ve hepimiz kendi anımızı yaşamanın ne olduğu ile uğraşıyoruz, adeta moda oldu. Gerçekten öğrenilesi bir olgu mu ? Değil !
Anı yaşamayı bilmek için yaşamın bir yerlerde elinizden gideceğini bilmemiz gerekiyor, bilmek yetmiyor, yaşamak lazım. Mayam sağlam, yapıldığım malzeme sağlam değil, suya, ısıya, darbelere direnci zayıf............ve işte bu zayıflığı yaşayıp, fark ettiğinde AN'ın ne olduğunu anlayabiliyorsun.. ........ve artık her an çok değerli olabiliyor. Her zerrenle odaklanıyorsun yaşadıklarına, iliklerine kadar işliyor hissettiklerin çünkü tekrarı olmadığını öğrendin.......... Yoksa öyle anı yaşa demekle yaşanmıyor :)
Demincek o anlardan birine gittim.
Onunla defalarca evde film izlemiştik, oysa hep sinemaya gitmeyi istemiştim ve gittik. Çok öncesinde bir sohbette beni derinden etkileyen bir türküden bahsetmiştim. Filmin bir sahnesinde o türkü çaldı.........birden bire elimi öyle sıkı kavradı ki, kemikleri kırılacak sandım..........
Hem türkümü unutmamış, hem de yüreğiyle verdiği gücü elleriyle de hissettirmişti ! İşte o AN'da ne öncesi, ne sonrası..............
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
