30 Haziran 2014 Pazartesi

Domatesin çekirdeği

Kesilen domatesin, patlıcanın, ağacın, karpuzun ve bir dolu nesnenin içinden Allah yazısı çıktığını gazetelerden mutlaka okumuşsunuzdur. Eski yazı bilmediğimden olsa gerek benim kestiklerimde hiç bir şey çıkmıyor :)  Son dönemde ise Ömer Çelakıl bu görevi zerzevata bırakmayarak kendi üzerine aldı. Kuran ayetlerindeki, surelerdeki rakamları matematiğin tüm işlemlerini kullanarak adeta  inanmamızı sağlayacak mucizeler buluveriyor !  Biraz daha zorlasa hepimizin boyunu, kilosunu  hatta vücut kütle endeksimizi bile söyleyecek.

Arkadaşım inanıyorsan inan, sağa sola bakıp bir şeyler bulmana hiç gerek yok. Allah'a inanıyorum dediğinde müslüman bir ülkede kim sana ne diyebilir ?

Şimdilerde ise aynı taktiği ateistler kullanmaya başladı, Tanrı'nın olmadığını kanıtlama uğraşısı içindeler, ellerine geleni kullanıyorlar. Dezavantajları ise zerzevatın yardımcılığından noksan olmaları. Düşünsenize karpuz kesmişsiniz ve çekirdeklerinde latin harfleriyle "there is no God" yazıyor :)  Zerzevat olmayınca geriye evrim kalıyor, bunu da anlatmak cidden zor :)  Milyonlarca yılda evrildiğimize kafamız yatmayınca "neden maymunlar hala ortada geziyor" deyiveriyoruz. Zekamız karşı tarafın zekasıyla sınırlı kalınca iş hepten zorlaşıyor.

Valla hiç uğraşmayın, yorum bile yapmayın, bırakın isteyen istediğine inansın veya inanmasın ! Aslen zayıf olan kendi inancınızı bu şekilde sağlamlaştıramazsınız !

27 Haziran 2014 Cuma

Acının Rengi



..ey acılara tat veren güzellik 

Yüreğimize hoşgeldin 
Geldin de 
Çiçekli dallara döndürdün öfkemizi 
Artık ister dolu yağsın ömrümüze 
İsterse kar 
Biz ki bildikten sonra sevmeyi 
Bütün sabahlar 
Acı renginde olsa ne çıkar


Adnan Yücel 

Sevmeyi bilmediğimi sanırdım, öğrenmişim, bu gece anladım ve anladığımı farkettiğimde bu şiir hafıza çekmecelerimden fırlayıp, dilime vurdu :)  

25 Haziran 2014 Çarşamba

Çocuk Odası

Günlük sohbetler esnasında geçen bir diyalogdan

- bizim zamanımızda çocuk odası yoktu
- yok canım o kadar da değil, benim vardı
- Ciddi misin ?
- Evet, üstelik pembe, erkek kardeşim doğunca, ona mavi, bana da pembe bir takım yaptırıldı,          üstelik komodinleri, makyaj masası bile vardı.
- Benim ailemin durumu iyi değildi, 90 m2 de altı kardeştik, ranzalarda yatardık (bunu söylerken adeta bir gurur vardı, bak nereden nereye geldim der gibi ) Peki o pembe yatak odan da mutlu muydun ?
- Evet çocukluğum çok mutlu geçti, ayrıca başka çocukların odası olup olmadığını düşünecek yaşta değildim, fakat odamın olması da beni diğerlerinden farklı kılmıyordu. Kusura bakma empati yapmak adına "iyi koşullarda yetiştim, fakat mutlu değildim" diyemeyeceğim.

Aniden gelişen bu diyalog önemliydi :

1. Fakirdik ama mutluyduk edebiyatını sevmiyorum, mutluluk illa para ile ölçülmemeli, iyi koşullarda yetişenler de kendi ölçütlerinde mutlu olabiliyorlar, illa servet düşmanlığı yapmak saçma.

2. Alçak gönüllü olmak öğretisi ile büyütülmeme rağmen bir süre sonra bunun çok da gerçekçi olmadığını anlamam. Hiç sıkıntı çekmedim değil, çok da varlıklı olmadım. Lakin yerine göre sahip olduklarımı başkalarının gözüne sokmaktan ve bunlarla var olup, kendimi özdeşleştirmekten sakındım.

Geldiğim nokta ise  ; karşımdaki kendini ezilmiş, hırpalanmış ve değersiz hissediyor ise buna benim yapabileceğim bir şey yok, aksine bu alçak gönüllü yaklaşım onları daha da rahatsız ediyor. Bu duygular tamamen ona ait. Ve dikkat edin hep yardım ettiklerimizden ve özünde değersizlik duygusu yaşayan birine değer verdiğimizde kazık yiyoruz :))

Artık değiştim, varlık içinde yaşayıp, aklım sıra alçak gönüllülük yapıp, bu yanımla övünerek de bir anlamda üstünlük  duygusu yaşamak yerine, göstermekten çekinmiyorum. Gelir dağılımı anlamında hiç bir ekonomik sistemin eşitlik sağlamayacağı aşikar.



24 Haziran 2014 Salı

Kış Uykusu

Dizlerim, dirseklerimdeki yaralara, bileğimdeki ağrılara aldırış etmeden sinemaya gittim bugün. Ne derece sağlıklı bir durum olduğunu bilemesem de, kendime meydan okumayı, sınırlarımı zorlamayı seviyorum.

İlk kez bir filmi konusunu bilmeden, eleştirileri okumadan izledim, bunu başkası yapsa salaklık derdim kesinlikle :) Ödül almış olması da etkilemedi, merak ettim ve gittim.

Giderken yönetmeni, oyuncular ve 3 saat sürdüğünün biliyordum, bu da bir meydan okuma aslında, acaba o kadar saat oturmaya dayanabilecek miydim. Dayandım ve hiç anlamadım geçen zamanı.

İzlerken, savunduğum bazı fikirlerin filmin mesajında olması gururumu okşadı. İlki, "İnsan en kolay kendini kandırır" diğeri ise  "kim, neyi eksik ise sürekli ona vurgu yapar, dilinden eksik etmez". Sürekli dürüstlükten dem vuranlar aslında dürüst değildir der dururum.

Öte yandan kendime eleştirilerimi de bir kez daha gördüm, ne kadar konuşursam konuşayım gizlemeye çalıştığım korkak yanım orada duruyor. Plansız yaşam maceralı yaşam der ve mümkün olduğunca böyle yaşarım, yeni günün getireceği maceraları karşılamak yaşamı daha eğlenceli kılıyor. Acaba gerçekten böyle mi ? Yoksa yaptığım planların gerçekleşmemesi durumunda yaşayacağım hayal kırıklıklarından mı kaçıyorum ? Sanırım her ikisi de :)

Evet filmde yüzleşmeler, eleştiriler oldukça yoğun ve bunlar günlük yaşamda hep var. İçimizden insanlar ve keşke hepimiz bir diğerini bu şekilde eleştirecek ve bu eleştirileri karşılayabilecek güce sahip olsak.

Sanırım iyi bir izleyiciyim ki, filmdeki bir çok simgeyi ve sonrasında ne olacağını anlamakta yanılmadım. Sadece Nejat İşler'in canlandırdığı karakter, parayı ateşe atmasaydı ve şaşırsaydım. O parayı ateşe atmasaydı oğlunun gözündeki değerini ise belki asla kazanamayacaktı.

Çok beğendiğim bir nokta ise karşımızdaki veya yaşamımızdaki insanları tanrılaştırmaya dairdi ! Evet bunu yapıyoruz, tanrılaştırmak olmasa da kusursuzlaştırıp, hayran kalabiliyoruz. Her iki taraf için de hastalıklı bir yaklaşım........gereksiz yük yüklemek. Dedim ya kendimle de yüzleştim ve anladım ki, beklentilerini karşılayamayacağım noktaya gelmemek adına,  olduğumdan fazla anlam yükleyen kişi  ve ilişkiden  kaçmışım !

İzlenesi bir film, ödül kazandığı için değil, emek verildiği için geçireceğiniz 3 saate değer , beğendiğim alıntılardan birini de yazmasam olmaz .......

Vicdan, korkakların kullandığı bir sözcüktür. Aslında güçlüleri korkutmak için icat edilmiştir.
W. Shakespeare 

Şimdi filmle ilgili otoritelerin eleştirilerini okuyabilirim :) 

23 Haziran 2014 Pazartesi

Düş

Elimde telefon, bir yandan konuşuyor, bir yandan yürüyorum...........ayağım burkuldu ve düştüm, düşmek değil, uçtum adeta ! Vekonduğum yerde oturuken telefonu kapatmak bile yok, sakin sakin dinledim, görüşürüz diyerek kapattım. Yardıma koşanlar bile şaştı kaldı..........ne köpek canlıyım.

Dizlerim, dirseklerim sarılı, ayağımda buz torbası, hala oturmuş bir yandan yemek bir yandan akşam üzeri için organizasyon yapıyorum. Canım yandı mı ? Evet, hayat akıyor mu ? Evet !  Yakalayıp yetişmem lazım, sızlanmanın alemi yok :)

Düştüysek kalkarız nasıl olsa !

21 Haziran 2014 Cumartesi

Seviyorum

3 günlük kaçamak arkasına eklenen compact Istanbul programı........sonunda yoruldum :)

Eve gel, valizi bırak, Pendik, yağmur, tekne, macera.......Büyükada'ya varış. Takım olduğumuz belli olsun diye bulunup giyilen rüzgarlıklar ve mutlu son !

Dostlar, sürpriz, tanışmalar, rakı, balık.....................dondurma, bira, bar.............söylenen şarkılar, kediler, köpekler ve atlar.

Huysuz Yaşar'ın ısrarı, tekneye dönüş..................uyku...........Güneşe uyanmak, leziz kahvaltı, Sedef Adası, mutluluk..............

Bir yanın cennet, karşıda koskoca şehir...................deniz, yüzme, kahkaha............

Bu kadar yeter, uykusuzum, yarın size katılamayacağım...........bensiz sönük geçecek biliyorum :))

16 Haziran 2014 Pazartesi

Eyvallah

İnandığım ve savunduğum yaşam söylemlerimden biri  "yakına uzak, uzağa yakın olmaktır". Sadece mesafe olarak değildir  uzaklık ve yakınlık.

Uzağa yakın olmaya çalışırken onu anlamak maksadıyla yaklaşmayı, ön yargılarımdan arınmayı seçer, yakınımdakine uzak olurken ise olaya veya kişiye objektif bakabilmektir.

Bazı şeyleri bilir, uygulayamayız, bu da öyle işte :)

Bir dönem, sevdiğimi ve önemsediğimi sandığım birisine ancak uzaktan bakabiliyorum. Yakınımda sanırken fark edemediğim, belki de görmezden geldiğim bazı huylarını, düşüncelerini, yaptıklarını, uzaktan izlemeye koyulunca...............cidden salakmış diyorum :)  O kişiye atfettiğiniz anlamı, duyguları bir kenara koyabilmek bir hayli zor, çaba gerektiriyor çünkü kendimizi haklı çıkaracak, inancımızı, sevgimizi ayakta tutacak nedenler bulabiliyoruz.

Birden bire sıfır noktasına gelip, manzaraya uzaktan bakıverince akıl başa geliyor :)  Geriye ne üzüntü, ne özlem, ne de özen gösterilen anıların tazeliği kalıyor..........gülümseyip hadi yoluna eyvallah diyorsun !