14 Temmuz 2014 Pazartesi

Amin

Sevgili Uçan Spagetti Canavarı,

Şu duamı kabul et lütfen;

Aklı başında hiç kimseyi selfie çektirecek kadar yalnız, yediği, yaptığı yemeği facebook'da yayınlayacak kadar görgüsüz, özel yaşantısının her anını ortaya dökecek kadar çaresiz, böylesi aşağılanmaya maruz kalacak kadar aciz bırakma !

12 Temmuz 2014 Cumartesi

Kadın

Belirlenmiş görüşlere ve genel ahlaka aykırı bir düşünce içindeyim. Konu ise kadınların çok zor şartlar karşısında fuhuş yapması, erkeklerin ise içgüdüsel davranarak bu şartlardan faydalanması.

Savaşları erkekler çıkartır diyemiyeceğim, kadının eline böyle yönetsel güç geçtiğinde neler yapabileceğine yakın tarih henüz şahitlik etmedi. Güçlü ve savaştan kazanımlar edinen ülkelerin başında hep erkek yöneticiler var. ABD yi bir kadın yönetse ne olacağını kimse bilmiyor, ancak tahmin yürütebiliriz.

Ülkesinde ekonomik sıkıntı yaşayan, savaş nedeniyle kaçan, erkeklerin kimi zaman sözde himayesinden mahrum kalan kadınlar sığındıkları ülkelerde var olabilmek, yaşayabilmek adına fuhuşa yöneliyorlar. Başka çareleri var mı ? Meslek sahibi bile olsalar, Türkiye gibi zihinsel gelişimi ortalamanın altındaki ülkelerde nasıl ayakta kalacaklar ?  Fuhuş operasyonlarında basılan doktor, mühendis hayat kadını hikayelerini hepimiz duyduk, okuduk !

Şimdi de Suriyeliler sardı her yanı. Onlar da aynısını yapacaklar ve yapıyorlar . Beraberlerinde getirdikleri çocuklarını aç bırakamazlar...... Sanıyor musunuz ki, bu durumda memnunlar, Asla !

Uygarlık, teknoloji ne kadar ileri giderse gitsin, ademoğlu iç güdülerine yenik düşmeye mahkum !

Bu kadınlara kızamıyorum, acımıyorum da ! İşimize gelince evrim soyunu devam ettir diyor ise, bu kadınlar da soylarını devam ettiriyorlar. Acı olan ise, soysuzların yüzünden bu duruma düşmeleri.


9 Temmuz 2014 Çarşamba

Taşlarım

Yolculuğa çıkarken adettendir sorulur ;  " bir şey ister misin ?"

- Evet, taş getir bana
- Taş mı, ne taşı ?
- Evet, bildiğin taş, hani gezinirken aklına gelirsem, yakınında gördüğün bir taşı al ve bana getir.

Bu yanıtım ilk zamanlar dostlarımı şaşırtırdı. Artık alıştılar ve taş getiriyorlar :)

Neden mi taş istiyorum ? Seyahate çıkınca, hele ki başka bir ülkeye gidiyorsanız, hediye seçmek ve taşımak cidden külfet. Kişiye göre mi hediye alınmalı, ülkenin her hangi bir simgesi mi seçilmeli hala bilemem. Sadece çok sevdiklerime veya görünce "işte bu onu çok sever" diyebileceğim kişilere hediye alıyorum. Yoksa baştan savma, laf ola beri gele hediye almak anlamsız. Oysa minicik bir taş getirmek hem yük değil, hem de bana özel ! Evet diyorum, aklına gelmişim.

Bu taşlar ne olacak ? Umarım vasiyet edecek zamanım olur da mezarıma koyarlar ! Aslında yakılmak istiyorum fakat Türkiye'de imkansız. Bu dileğimin gerçekleşeceği bir yerde ölürsem taşlarım sokağa atılacak.............Kıyamam ben onlara.................

8 Temmuz 2014 Salı

Cahiliye

Ülkede aslen cehalete övgü var, farkında mısınız ? Dizilerde, reklamlarda, sağda solda hep bu tiplemeler kabul görüyor. Şiveli olacak, ahmaklıklar yapacak, kimi zaman bu ahmaklıklar asıl niyeti gizlemeye yarayacak..............ve bu tip tüm salaklığıyla sırıtacak !

Ossuracak, aksıracak, ağzında küfür eksik olmayacak.........kısaca izleyici rekoru kıran "İvedik" olacak...........bunu izlemeye gideceksiniz, alkışlayacaksınız, sonrasında çocuğunuzdan iyi bir okula gitmesini ve terbiyeli olmasını bekleyeceksiniz ! Neyin terbiyesi bu !

Tamam ergen tayfa bu tipleri merak eder, izler, büyüdüğünü kanıtlamak için küfür etmeyi sever. Aile görgüsü sağlam ise, ergenlikle beraber hevesi geçer............ Lakin bizde geçmiyor.......

Düşünmeyen insanın beyni basit olanı seviyor !

7 Temmuz 2014 Pazartesi

The Godfather

Birbirine girmiş hayatlar, birbirine güzellik, yaşanmışlık katan insanlar......hepsiyle örülü bir yaşam ve ben bunların arasında bir yerlerdeyim, gerçek mi, kurgu mu bilinmez !

Aklımda olan, yapabilir miyim diyerek merak ettiğim, nasıl olduysa başımı belaya sokmayan deli cesaretimle tanıştığım genç adam ! Durduk yere "seninle New York'a gidelim" dedi. Asla merak etmediğim bir ülkeydi oysa. Gülümseyerek , bu hayale "neden olmasın" dedim.

Şansımın cesaretimden fazla olduğu önceki yıllarda tanıştığım Amerikalı bir dostum ise sürekli NYC, DC resimleri gönderirdi, aklına geldiğimde nerede ise çeker yollar ve mutlaka buraya geleceksin derdi. Ona da "he" derdim :)  Merak etmediğim diyarlar, tutkum yok, hayallenmemişim.........

Ve bir sabah git vizeni al, Şubat'ta bekliyorum, sen sadece gel gerisini düşünme diyen bir ileti aldım. Hani inansam mı, inanmasam mı bilemiyorum.  Şansım Amerikalıyı, cesaretim genç adamı, genç adamın hayali ise beni ABD'ye yolladı.......

Öyle bir gidiş ki, elimde sadece pasaportum, yetecek kadar da cep harçlığım var :) Uçağım sabah altıda, iki saat önce hava limanında olmalıyım, iyi de o saatte nasıl giderim. Genç adam yetişti imdadıma, "bana gel, bırakırım seni" dedi....Eyvallah ! Gittim evine, ya uyanamazsam diye korkuyorum, o gitti yattı. Ve ben karşımda TV ve bilgisayar oyalanıyorum. Etrafımda ise insan olmaktan sıkılıp, kedi olarak yeniden bedenleşmiş kedisi  Tarçın dolanıp duruyor. Çok keyifli bir geceydi :) İçim dalıyor, kedi karşımda.......uyuma sakın der gibi. TV izlemekten sıkılınca youtube dan müzik dinleyeyim dedim ve nereden aklıma geldiyse The Godfather müziklerini seçtim. Vakit gelince onu uyandırdım ve çıktık.

Öyle bir bilinmeze gidiş ki, elimde elektronik biletim bile yok :))  Sadece Frankfurt aktarmalı gideceğimi biliyorum. Check-in için pasaportumu tedirginliğimi belli etmeden uzattım. Korktuğum başıma gelmedi, biletim hazırmış ve üstelik "business class" uçuyorum. Kaderimin bana bir oyunu mu bu :))  Keşke hep böyle oynasa, tüm şutlar gol olur :)

Her neyse gittim, çok güzel geçti. Dönmeden iki gün önce 14 Şubat.......pek haz etmediğim tüketim çılgınlığı günü......serkeş ruhum, serseriliğin zirvesini yüzümdeki gülümsemeyle kutluyor. O geniş caddeler, sevgililer, içimi ısıtan güneş bile adeta benim. Birden harika bir melodi duyuyorum, sese doğru gidiyorum, tüm cadde çınlıyor, havada uçuşan balonlar ve işte yola çıkmadan önceki gece, kediyle beraber dinlediğimiz müzik...............Mutluluk bu işte.....

.https://www.youtube.com/watch?v=HWqKPWO5T4o




4 Temmuz 2014 Cuma

Sabah kedisi

Prenses ! Anneannem beyaz kedisine bu ismi vermişti. Hakikaten öyle bir duruşu vardı, biraz ürkek bakan, çok sokulmayan, kısacası arsızlık yapmayan ve laftan anlayan bir kediydi. Köpekleri bazen sahiplerine benzetirler, belki kediler de öyledir, çünkü Mehlika Sultan da prenses edalı bir kadındı. Çok konuşmaz, genellikle dinler ve söylenmesi gerekeni en sonda söyler, geri kalanlar susardı.

Babaannemin de şu an ismini hatırlayamadığım bir kedisi vardı. Prenses bembeyaz iken bunun beyaz tüylerinin üzerinde siyah lekeleri onu sıradan gösterirdi ve biraz daha oyuncuydu. İnsana daha yakın sırnaşık kedilerden.

Kalabalık evin sultanının prenses kedisine hizmet eden çok, o mağrur olmasın da kim olsun. Öteki ise Meryem Hanımla beraber, akşamları eve gelen Şükrü Bey'i bekliyor. Daha kapı çalmadan, koşarak önünde kulak kabartıyor ve babaannem "kim geliyor acaba" diye merak ederken, zilin sesi duyuluyor, gelen ise onu yalnızlığında merak eden komşulardan biri. Bu durumuna yakıştırması bile vardı  "beş çocuğun anasıyım, kedinin arkadaşıyım" derdi.

Benimse bir kedim bile yok ! Sevmediğimden değil, özgürlüğünü kısıtlamış  olacağım, bencillik yapmak gibi geliyor. Onları sokakta seviyorum. Yanımda kedi mamaları taşımasam da, kahvaltı ve yemek sonrası artanları çantama koyup, köşe başlarına bırakıyorum. Hayvan sevgimi, kendi duygularımla özdeşleştiriyorum, nasıl ki beni bir yere zorla soksalar, veya istemediğim bir şeyi yaptırmaya kalksalar, isyan edip, hemen kaçıvermek istiyorsam, onlar da öyle geliyor bana.

Özgürce gezinsinler, birilerinin yamacına kıvrılıp oturduklarında, başları okşansın, o insanın kokusunu tanısınlar, kendini sevdirmeye çalışsın.......yanılıp, tekme atacak korkağın birine yaklaştıklarında, o tekmeyi yedikten sonra şöyle gözlerini dikip " s.....t...r  ol len, seni adam bilip, yanına gelende suç " demeyi de öğrensinler. Ama ne olur kimse canlarını yakmasın ! Hele ki, trafoya sokup, politikaya alet etmesin :)


2 Temmuz 2014 Çarşamba

Çiçek



Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım 
Bilmiyorsunuz
Darmadağın gövdemi 
Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum”  

Didem Madak

Bugün bunu çok beğendim, köşe yazısından alıntı. Köşe yazarı da çok hoş bir yanıtla şiiri daha anlamlandırmış.

darmadağın olmuş gövdelerimizle birbirimize sarılıp çiçekli şiirler yazmalıyız ki, hüzünle açmasın güller, konuşa da bilsinler…

http://birgun.net/yazi-goster/bulent-usta/2-7-2014/illegal-yagmurlar-3054.html