22 Aralık 2013 Pazar

Karanlık Pazar

Park hikayemi okuyan bir arkadaşım sordu :  Sen misin o kadın diye, kesinlikle ben değilim, ne  o kadar yürekli olabildim, ne de öyle bir erkekle karşılaştım. Dinlerken çok özendim o kadar:)  

Bugün evi toparladım, bazı eşyaların yerini değiştirdim, ne çok şey biriktirmişim, atmaya kıyamamışım, çoğunu attım............. yüklerden kurtulmak gibiydi ferahladım. 

Kırgınım, kırılganım.........yarın daha güzel olmak zorunda :)

20 Aralık 2013 Cuma

Park hikayem


Umulmadık bir şekilde karşıma çıkan güzel kadın, nasıl olduğunu kendisi bile anlamadan içini döktü. O'nu anlattı, hatalarını, pişmanlığını, sevdasını, özlemini, her gün onu düşünerek uyandığını ve ona  yazdığını. Sevgisi öylesine derindi ki, ayrılığın üzerinden iki yıl geçmiş olmasına rağmen, kimseyi hayatına sokmamıştı.

Kimi zaman gizlice, kimi zaman alenen takip ettiği adamını, hikayelerini uzun uzun dinledim . Yorum yapmama bile fırsat bırakmadan anlattı. Sona yaklaşırken sordum "onu bu kadar özel kılan ne ?" 

Yürekli adam............dedi.  

Yaşamından sadece bir kesitini dinleyebildiğim kadın da yürekliydi bence.....Çoğu inancın yozlaştığı, kolay tüketildiği, yalanın, güvensizliğin kol gezdiği, sanalın gerçeğe karıştığı ortamlar olsa bile "adam yürekli " ise kadın aldatmayı kafasından bile geçiremiyordu . 
 Cesaret arayan aslanlar, yüreksiz tenekeler ve beyinsiz korkuluklar arasında kime inanacağımızı şaşırmışken keşke biraz daha sohbet edebilseydik ve  anlatsaydı "yürekli adam" nasıl olurmuş.

Güvenmek

16 Kasım akşamından başlayarak bugüne kadar güvendiğim üç kişinin hiç de öyle olmadıklarını anladım, anlamak ötesi yaşayarak gördüm..........Üzücü

Hele bir tanesi vardı ki, hep güvenebilirim sanırdım. Değilmiş ! Güvenmeyi seçtiğim için ben mi salağım, beni kaybettikleri için kazanan onlar mı ? Bilmiyorum.............Tek bildiğim ise hala insanlara güvenecek olmam .

17 Aralık 2013 Salı

Hayır


                       Anlayamadığım insanların başında gelenler

                        1. HAYIR diyemiyorum diyenler....

                            De güzelim, de bir tanem, hayır demek iyidir,  HAYIR diyemiyorum derken aslen karşındakini keriz yerine koyuyorsun, ona hoş görünmeye çalışıp, kendine yapamayacağın kötülüğü ona yapıyorsun, katlanıyorsun karşındakine ! Oysa hayır desen, o da anlayacak seni, ona göre ayarlayacak kendini..........HAYIR diyemeyen sen MAĞDUR'u oynamayı seviyorsun, beklentilerin yerine gelmeyince "gözyaşları içinde bütün bunlar ince düşünüp, hayır diyemediğim için başıma geliyor" nakaratını tekrarlıyorsun . Yemezler güzelim, işine gelince nasıl da diyebiliyorsun :)  

                        2. DEĞİŞEMEM, BEN BÖYLEYİM CİLER..........

                            Bunlara psikologlar ne der bilemem, astrologlar eminim burcuna bakıp sabit fikirli gibi yorumlar yapabilirler, yüz kişiye sorup zaman kaybetmeye gerek yok. Bu durum da bir tür karşındakini kullanma gibi geliyor bana . Bu tür kişiliklerin kullanma kılavuzlarını iyi okumak lazım. En sık kurdukları cümle : Elimde değil yapamıyorum" dur. Yapamazsan tabiki elinde olmaz. Sen böylesin diye seni çekmek zorunda değil hiç kimse, hele bu durum ilişkilerine, sağlığına zarar veriyorsa, ya sen perişan olursun ya da seninle geçinmek zorunda kalan.  Her insan değişebilir, illa kişiliğin değişmesi değil, bakış açını genişletebilirsin, empati denen şeyi daha iyi kullanmayı öğrenebilirsin, yılan gibi tüm derinden kurtulmak yerine sivri uçlarını törpüleyebilirsin, yok yapamayacak isen kalkıp "elimde değil " diyerek ağlanmayı kes lütfen. Çarparım suratına bi tane gör bak nasıl değişiyorsun :)

                       3 . HER ŞEYİ ÇOK BİLENLER

                            Ben de böyleydim, hala da izlerini silebilmiş değilim, her şeye atlayan, her konuda bilgisi olan ve hep konuşanlar.........Tanrım ne kadar çekilmezmişim ! Bu halim gibi bir kaç kişiyi gözlemleyince susmayı tercih eder oldum, ne kadar itici bir durum :)  car car konuşan, işin aslını ve diğer şartları bilmeden yorum yapan ve yargılayan.  Ota boka  kusur bulup, bir tek kendini haklı gören.........Oysa dinlemek ne keyifli, hele konuyu iyi bilen birinden, sus ve dinle...........


16 Aralık 2013 Pazartesi

Bildiremedim

Benim için çok özel bir kitabın başındaki  şiiri kimin yazdığını asla bilemeyeceğim ! Sanırım eski sahibine yazılmış :)  

May your life be a poem,
And you the poet
May you write the best poem
And live it in full
May you be happy
Like  a child with a toy
Like me, when I am with you...............

July 17,  Bleecker street 


Bu kitabı kaybettiğimi sanıp çok üzülmüştüm, meğer kaybederim korkusuyla çok iyi saklamışım, bu sabah buldum, belki sonra gerçekten kaybederim, en azından şiiri burada kalsın :) 



13 Aralık 2013 Cuma

Alt yazı


Aman tanrım sevindiği şeye bak :
            -  Dün yolda üniversiteden  arkadaşım Simge'ye rastladım, oturup birer kahve içtik, laf dönüp dolaşıp neler yaptığımıza, evliliklere geldi, o henüz evlenmemiş, benim boşandığımı duyunca " yapma ya, oysa sen tam evlenilecek adamdın"  dedi

               Şaşkınlıkla suratına baktım :
            - Buna sevindin yani, desene o zamanlar sıkıcı biriymişsin :)  Kız sana bunları söylerken alt yazıda şunlar geçiyordu " oysa sen sıkıcı adamın tekiydin, eğlenmelik, aşık olmalık değil, sadece evlenmelik"

             - Evlenilecek adam veya kadın mı olurmuş, böyle şeylere inanmayın. Sana evlenilecek yaftası yapıştırırken kendisi eğleniyor, eğlenmekten sıkılınca da evleniyor :)  Kızlar da şikayetçi, ortada evlenilecek adam mı var ?  Bunun alt yazısı ise sohbet esnasında dalga geçtiğiniz evlilik programlarında dile getirilen ev, araba, meslek, maaş gibi veriler. Oradakiler hiç olmazsa açıkça söylüyor. Evlenilecek erkek mi, kadın mı var diyenler ise bu alt yazıları saklayarak kendilerince işe daha anlamlı, duygusal ifadeler katıyorlar.  

              - Evlenilecek adam veya kadın yok, sevginiz var, ne istediğinizi bilmeniz var, evliliğe hazır olup olmamanız var, aynı yastığa baş koymaya, paylaşmaya isteğiniz var............

               Ben bunlardan bahsederken birisi kalkıp  "yanlış insanla evli olmanın yalnızlığından " bahsetti. Onu mu dinlemeli yoksa Özdemir Asaf'ın bencileyin muhteşem dizelerine mi ? Karar sizin.

Yalnızlık Paylaşılmaz
Yalnızlık, yaşamda bir an, 
Hep yeniden başlayan.. 
Dışından anlaşılmaz. 

Ya da kocaman bir yalan, 
Kovdukça kovalayan.. 
Paylaşılmaz. 

Bir düşün'de beni sana ayıran 
Yalnızlık paylaşılmaz 
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.

 
                                                        




     

12 Aralık 2013 Perşembe

YAĞMUR KESİLDİ KORKMAYIN

Kimin  söylediği, yaptığı veya koyduğunu bilemediğimiz kalıplar, kurallar  yaşadıklarımızı, hayatımızı ne de çok etkiliyor.  Bunlara dirensek de, hatalı olduklarını bilsek de bir gün ya tuzaklarına düşüyor, ya da tekrarlıyoruz, kısır  döngü adeta.

Ve her gün yeni bir kuralla tanışıyoruz , her yeni gelişme, yaşanan her yeni deneyim beraberinde kendi sınırlarını getiriyor ve bu sınırları zorlarken başka kapılara çıkıyoruz. 

Genlerimize kadar yerleşenleri değiştirmek zor olsa da, sorgulayarak, düşünerek bunları değiştirecek nesiller mutlaka olacaktır. Gelişmiş ve bilime önem veren toplumlarda daha kolay sanırım, biz de ise bir kaç nesil tüketmek gerekiyor.

Kurallar ve  yargılara  takıntımlıyımdır .Tesadüfen izlediğim bir belgeselle yeniden ortaya çıktı, oysa kendi kendime "bırak bu işlere kafa yormayı, sürüye takıl git dememe rağmen" 

Konu mormonlarda çok eşlilik. Onlara göre son derece normal,  kız çocuklarını buna göre yetiştiriyorlar, hatta evleneceği erkeğin kaçıncı eşi olmak istediğini bile belirtebiliyor. Baba ve kızı arasında geçen konuşma:

                Baba - Kaçıncı eş olmak istersin
                 Kız  - İlk eş olmak iyi, yuvayı sen kuruyorsun, fakat sorumluluğu fazla, 2. veya sonrası olabilir
Baba ve kız bu konuşmayı yaptığında kız 18 yaşını doldurmuş olmalıymış.

Kızlar kendi aralarında konuşurken bile bu tür evliliğe sıcak bakabiliyorlar, çocuğum olmazsa diğer eşin çocuklarını severim diyebiliyor. Erkek paylaşılan biri değil, onlara bakan, koruyan ve evlilik kurumunu devam ettirmesi gereken kişi.  Bir diğer kadın ise "bu tür evlilikte aşktan bahsedemezsiniz, aşk mülkiyet demektir, biz toplumu devam ettirmeliyiz" diyebiliyor. Bu arada hepsi olmasa bile evliliklerin bir kısmı bizdeki görücü usulü benzeri, din adamlarından oluşan bir konsey çiftleri belirleyebiliyor.

Azınlık oldukları için bu uygulamayı devam ettirmek zorunda olduklarını  içten içe bilmelerine rağmen dile getiremediklerini düşünmeden edemedim. 

Şimdi gelelim bizdeki evliliklere. Boşanma arttı deniliyor, nüfus oranına vurursak artmamış olabilir, istatistiklere bakmak lazım.  Boşanma nedenlerinde sanırım ilk sırayı aldatmalar almaya başladı, aldatmak artık erkeklere özgü değil --- bu da değişmeye başlayan bir yargı aslında--- kadın da aldatıyor, kadın aldattıkça erkek yalnızlaşıyor,  gücünü kaybediyor........vazgeçilmez olmadığını anlıyor.

Bir toplumun hoş görüyle karşıladığı çok eşlilik bir başka toplumda nelere mal olabiliyor !  Cinayetler, namus korumalar, intiharlar.........kocam beni aldatıyor diye TV programlarındaki evlilik terapistlerini arayan isimsiz kadınlar......çünkü öyle öğretildik...........erkeğini ve kadınını paylaşma denildi..............seven insan kıskanır denildi.............sevmek  sahip olmaktır......... erkeğin elinin kiridir.................adamın ekmeğini yiyip ayağına dolanma denildi......... Bunların hepsini birileri beynimize kazıdı ! 

Öte yandan merak etmeden duramıyorum acaba mormon erkekleri  aldattığında ne düşünürler veya çok eşlilik dediğimizde kadınların birden çok erkekle evlenmesine izin veren ve bunu kural haline getiren toplumlar da var mı ? Olsa bile sanırım Afrika'da yağmur ormanları arasında bir vadide kaldılar, yağmurdan dışarı çıkamıyorlar.