Adem oğlu'nun çıkarabileceği sesler belli, bu seslere göre çeşitli alfabeler, diller var ve hala anlaşabilmek ciddi problem. Teknoloji ilerliyor, uzaklar yakın oluyor, yine de anlaşamıyoruz :) Karşımızdakini dinlemek yerine, söyleyecek sözlerimize odaklanıp, lafını bitirse de, ben konuşsam diyoruz........hep kendimizi anlatma, ifade etme derdindeyiz........bazen düşünüyorum, anlasa ne olacak, anlamasa ! Anladığını düşünüyorsun, bir süre sonra kendi yargıları, yaşadıkları senin anlattıklarını farklı yorumlatıyor. Çok konuşuyoruz çokkkkkkk !
Bu karmaşada, bir de karşı cinsi anlama sıkıntısı çıkıyor ortaya, ne kadınlar erkekleri, ne de erkekler kadınları anlayamıyor......kitaplar, filozoflar, şiirler, şarkılar.........yine de anlaşılan taraf yok :) iki taraf da birbirinden şikayetçi. Kadın ve erkeğin düşünce şekli farklı, biz kadınlar çok detaycıyız. Bazen arkadaşlarımı dinlerken bunu daha iyi anlıyorum. Ne olmadık şeyleri takıyorlar kafalarına ve durduk yere sıkıntı yaşayıp, yaşatıyorlar. Ben de yapmışımdır mutlaka :)
Artık başkasını anlamaya çalışmıyorum bile, vardır bir bildiği diyerek, yargısız, çözüm önermeksizin dinliyorum. Herkesin aklı kendine, ne demeye ukalalık yapıp, akıl vereceğim, hoş versem de, eni sonu bildiğini okuyacak :)
Erkeklerin ve/veya kadınların anlaşılmaz olduğunu düşünmüyorum, yani olay cinsiyetsiz ve erkekler biz kadınların sandığından daha duygusal. Erkek şairler daha fazladır, bizler "dır dır" eder dururuz
onlar ise dizeleriyle içlerini döküyorlar.
Dün akşam bunun çok güzel bir örneğini yaşadım. Yıllardır tanıdığım bir arkadaşım aniden dökülüverdi. Hani görünüşüne baksanız asla duygusal biri demezsiniz. Aksine son derece bıçkın ve maço görünür. Hatta yemeğin başlarında bu tavrıyla bizi çok eğlendirdi.......Ve birden aynı benim yaptığım gibi gerçek duygularını ingilizce anlatmaya başladı..........bu ilginç bir durum ! Bize özel olduğunu sanmıyorum, Türkçe de söyleyemediklerimizi başka bir dilde çok rahatça söyleyebilmek, kendine yabancılaşmak mı, yoksa bir tür utangaçlık mı bilemiyorum. Anlattı ve İngilizce'de karşılığını bulamadığından mı veya duygu yoğunluğundan mı kestiremediğim bir şekilde ana dilimize döndü........
"Ben onu göğsüme alır uyurdum, tam şurama bastırırdım, ailem onaylamadığı için evlenmedim. Zaten ilkinde çuvallamışım, bu sefer onlara kulak verdim.........Ahh be dostum dedi, kimseyi onun gibi yüreğime bastıramıyorum, burası boş kaldı !! Hani erkekler duyarsızdı...........değiller, anlatamıyorlar, yok sayıyorlar, unutmuş gibi yapıyorlar ve akıllarında, yüreklerinde kalanlar işte böyle apansızın dökülüveriyor ve bazen sımsıkı sarılmak istediklerinin yerine başka bedenlere dokunuyorlar................
7 Mart 2015 Cumartesi
28 Şubat 2015 Cumartesi
Yürek
Yüreğimize dokunan insanları neden kolay affedebiliyoruz veya yüreklerindeki samimiyeti gördüklerimizi ? Sanırım bütün iş yürekte !
21 Şubat 2015 Cumartesi
26 Ocak 2015 Pazartesi
Kendini bilmezlik
İnternette AKP seçmenini, yobazları ve size göre cahilleri eleştirirken kullandığınız havalı bir terim var. Dunning-Kruger Etkisi veya sendorumu. Efendim özetle, cahil cesareti, lakin bu cahil, bilgisizliğinin farkında değil, biliyormuş gibi yapıyor ve kendini çok beğeniyor, öte yanda akıllı ve bilgili insanlar, kendilerini yetersiz görebiliyor.
Bu olgu internet ortamında öylesine yaygın ki, herkes bir diğerini bu sendromdan muzdarip görüyor. Peki facebook, instagram denilen mekanlarda saçma sapan şeyleri, zilgir zibidi işlerinin hepsini beğenerek siz de çanak tutmuyor musunuz ?
Öyle bir resim ki, inanılmaz kötü, resimdekiler bildiğin çirkin, hep aynı bildik boynu bükülü pozlar, yaratıcılıktan eser yok, birbirinin kopyası resimler, zevksiz, özensiz sofralar, içerik noksanı, pazarlama ürünü kitaplar...........daha çok sayılabilir !
Ve beğeni sayısı inanılmaz ! Şikayet etmeyin şimdi bu "kendini bilmezlik" modasından. Önünüze konulan her şeyi beğenirseniz, pompalamaya devam edersiniz !
Bu olgu internet ortamında öylesine yaygın ki, herkes bir diğerini bu sendromdan muzdarip görüyor. Peki facebook, instagram denilen mekanlarda saçma sapan şeyleri, zilgir zibidi işlerinin hepsini beğenerek siz de çanak tutmuyor musunuz ?
Öyle bir resim ki, inanılmaz kötü, resimdekiler bildiğin çirkin, hep aynı bildik boynu bükülü pozlar, yaratıcılıktan eser yok, birbirinin kopyası resimler, zevksiz, özensiz sofralar, içerik noksanı, pazarlama ürünü kitaplar...........daha çok sayılabilir !
Ve beğeni sayısı inanılmaz ! Şikayet etmeyin şimdi bu "kendini bilmezlik" modasından. Önünüze konulan her şeyi beğenirseniz, pompalamaya devam edersiniz !
16 Ocak 2015 Cuma
Şiir ve veda
BEN ÖLÜRSEM AKŞAMÜSTÜ ÖLÜRÜM
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Şehre simsiyah bir kar yağar
Yollar kalbimle örtülür
Parmaklarımın arasından
Gecenin geldiğini görürüm
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Çocuklar sinemaya gider
Yüzümü bir çiçeğe gömüp
Ağlamak gibi isterim
Derinden bir tren geçer
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Alıp başımı gitmek isterim
Bir akşam bir kente girerim
Kayısı ağaçları arasından
Gidip denize bakarım
Bir tiyatro seyrederim
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Uzaktan bir bulut geçer
Karanlık bir çocukluk bulutu
Gerçeküstücü bir ressam
Dünyayı değiştirmeye başlar
Kuş sesleri, haykırışlar
Denizin ve kırların
Rengi birbirine karışır
Sana bir şiir getiririm
Sözler rüyamdan fışkırır
Dünya bölümlere ayrılır
Birinde bir pazar sabahı
Birinde bir gökyüzü
Birinde sararmış yapraklar
Birinde bir adam
Her şeye yeniden başlar
(1972)
15 Ocak 2015 Perşembe
CBE
Eskiden resmine her baktığımda içim titrer, gülümserdim. Kızgınlıklarım, kırgınlıklarım olmadı değil....... hepsini hoş görecek bir bahane buldum.....oysa artık o kadar anlamsızsın ki, demincek merak ettim ve baktım..........sıradan birine bakar gibi !
Anlayamadıklarım I
Yaşama, yaşayanlara, insana dair her şey beni çekse de, bazı davranışları anlamak cidden güç. Özellikle bu davranışlar kişilerin savundukları ile ters düşünce.
Mağdur olanları, mağduru oynayanları neden severiz ? Neden korumaya kalkarız ? Neden böyle insanlar durumlarını kullanırlar ? Ve neden suçu hep başkalarında ararlar !
Son dönemde gözlemlediğim davranışlardan birisi de bu. Eğitim düzeyi ne olursa olsun insanların acıma duygularını harekete geçirecek şekilde davrandığınızda, bu problemi neden yaşadığınızı sorgulayan olmuyor. Çünkü sorguladığınızda, karşınızdakinin mağduriyetine kendi hatasının yol açtığını görebiliyorsunuz, bunu ifade ettiğinizde ise, acımasız ve kalpsiz damgasını yemeniz mümkün.
Çünkü onlar öyle bir rol yeteneğine sahip ki, durumlarını öylesine ustalıkla kullanıyor ki, hassas olan onlar, gerçeği söyleyen siz ise öküz oluveriyorsunuz !
Böylece "doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar" gibi bencileyin saçma atasözlerinden birinin saçmalığı daha da belirginleşiyor.
Mağdur olanları, mağduru oynayanları neden severiz ? Neden korumaya kalkarız ? Neden böyle insanlar durumlarını kullanırlar ? Ve neden suçu hep başkalarında ararlar !
Son dönemde gözlemlediğim davranışlardan birisi de bu. Eğitim düzeyi ne olursa olsun insanların acıma duygularını harekete geçirecek şekilde davrandığınızda, bu problemi neden yaşadığınızı sorgulayan olmuyor. Çünkü sorguladığınızda, karşınızdakinin mağduriyetine kendi hatasının yol açtığını görebiliyorsunuz, bunu ifade ettiğinizde ise, acımasız ve kalpsiz damgasını yemeniz mümkün.
Çünkü onlar öyle bir rol yeteneğine sahip ki, durumlarını öylesine ustalıkla kullanıyor ki, hassas olan onlar, gerçeği söyleyen siz ise öküz oluveriyorsunuz !
Böylece "doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar" gibi bencileyin saçma atasözlerinden birinin saçmalığı daha da belirginleşiyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)